TÜYAK Yangın Mühendisliği Dergi Söyleşisi

2008-2014 Dönemi TÜYAK Vakfı Başkanı
Norm Teknik Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Turanlı:
 
“Bugün için Türkiye’de yangın güvenliği; yarına göre kötü, düne göre daha iyi durumda”
 
Türkiye’de yangın güvenlik sistemleri konusunda bilgi ve deneyimlerini her fırsatta sektör mensuplarıyla paylaşan, bilginin artması ve yaygınlaşmasıyla pek çok yanlışın önüne geçilebileceğine inanan ve bu yönde uzun yıllardır sistematik çaba sarf eden yangın mühendisliğinde bir uzman İsmail Turanlı. TÜYAK Vakfı geçmiş dönem başkanlarından ve TÜYAK Derneği kurucu üyelerinden olan Turanlı, yangın güvenliği alanında Türkiye’nin geldiği noktayı değerlendirerek, “daha iyi”ye giden yolda yapılması gerekenler konusundaki düşüncelerini, Yangın Mühendisliği Dergisi okurlarıyla paylaşıyor…
 
Dün çok çalışmış olmak, bugün durmayı gerektirmez
 
1990’lı yıllardan bu yana TÜYAK Vakfı’nın üyesiyim, TÜYAK Derneği’nin de kurucularındanım. 2008-2014 yılları arasında ise üç dönem boyunca TÜYAK Vakfı’nın Başkanlığını yürüttüm. TÜYAK Vakfı’nın Başkanlığını yürüttüğüm dönemde yaptığımız en önemli çalışmalardan biri; geleneksel hale gelmiş olan TÜYAK Vakfı ve Derneği’nin iki yılda bir düzenlediği ‘Uluslararası Yangın ve Güvenlik Sempozyumu ve Sergisi’dir. Bugün baktığımızda katılımı son derece yüksek, uluslararası katılımın da gittikçe arttığı bir organizasyon haline geldi. Özellikle yabancı misafirlerimiz sempozyumumuzu incelediğinde, Türkiye’nin bilgi seviyesinin ne denli derin olduğunu çok daha iyi algılayabiliyor. Keza yine başkanlığım döneminde benim için en çok önemli olan hususlardan biri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı desteğiyle ülke genelinde iki yıl üst üste düzenlediğimiz seminerler sayesinde 10 bini aşkın mühendise erişmiş olmamızdır. Çok verimli, başarılı çalışmalar yaptığımızı ve bir farkındalık yarattığımızı düşünüyorum. Kendi açımızdan da bazı şeylerin farkına vardık. Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleştirdiğimiz seminerlerde konuştuklarımız da, bize gelen sorular da farklı oldu. Bu seminerlerde hedef profilimiz kamuda çalışan mimar ve mühendislerdi, yani eğitimli insanlardı ama daha ne kadar çok yol kat etmemiz gerektiğini gördük. Bu bir süreçtir. Bir şeyler yapılmaya başlanır ve bir sefer yapmak yetmez. Hayat dinamiktir ve süreklilik gerekir. Bu sonsuz bir çabadır, yaşamın kendisi gibi. O yüzden düzenlediğimiz eğitimler, seminerler, sempozyumlarda devamlılık esas alınmalıdır. Dün çok çalışmış olmak, bugün durmayı gerektirmez.
 
Toplumda bir şeylerin değişmesi için her birey cesaretli olmalıdır
 
TÜYAK Vakfı’nın Başkanlığı yaptığım dönemde ‘TÜYAK Garanti Markası’ adlı bir çalışma başlatmıştık. Türk Ticaret Kanunu’na göre yapılamayacak, hukuki sonuçlar doğurabilecek bazı kısıtlar bulunuyor. Bir ürün veya hizmeti ‘iyi veya kötü’ olarak deklare edemezsiniz. O zaman ne yapabiliriz diye düşündük ve dünyada bu nasıl yapılıyor diye araştırmalar yaptık. Doğru tasarım yapanları, doğru mal ve hizmet sunanları, doğru servis-bakım yapanları tanımlayabilmek için TÜYAK Garanti Markasını oluşturmaya karar verdik. TÜYAK Garanti Markası adı altında, sektöre mal ve hizmet tedarik edenler bizimle gönüllülük rızasına dayalı bir sözleşme yapsınlar istedik. Özetle amacımız şuydu; firmalar Türkiye’deki yasal mevzuata göre fenni şartlara uygun, uluslararası mühendislik kavramlarıyla uyumlu mal ve hizmet arz edeceklerini kabul ve taahhüt etsinler. Aksi bir durum söz konusu olduğunda, TÜYAK Hakem Heyeti’nin görüşünü kabul edeceklerini, peşinen kabul ve beyan etsinler. Bunu kabul ve beyan edenlerden oluşan bir havuz yapılandıralım. Biz de TÜYAK olarak; bu firmalar TÜYAK Garanti Markası sözleşmesini imzaladıkları için onlarla ilgili tanıtım çalışmaları yapacaktık. Bu taahhütte bulunan bir firmayla uygulamada bir sıkıntı çıkarsa TÜYAK Hakem Heyeti oluşturulacak, bu hatanın giderilmesi için süre verilecek, giderilmediği takdirde veya tekrarlandığında, o firmanın sözleşmesi iptal edilecek ve TÜYAK Garanti Markasını kullanmasını yasaklayacaktık. Neden yasaklandığını da her türlü organda ilan edecektik. Çünkü bu hakkı imzaladığı taahhütname ile firma bize veriyordu. Bu sözleşme olmaksızın TÜYAK, bir firma hakkında kötü ya da iyi asla taraflı fikir beyan edemez. Çünkü TÜYAK bir mahkeme değil. Bu çalışma fikir olarak benim başkanlığım döneminde tarafımdan ortaya konuldu. Tabii bu çalışmanın yapılabilmesi için sektörü temsil eden mal ve hizmet üreticilerinin belli bir kısmının TÜYAK Garanti Markası Sözleşmesini kabul etmesi gerekiyordu. Ancak maalesef 2009-2015 yılları arasında yeterli sayıya ulaşamadık. Tüm dünyada bu şekilde çalışmalar mevcuttur. Mal ve hizmet üretenler bir araya gelir, salt fiyat odaklı hizmet sunumunu ortadan kaldırır. Bu bir tekelleşme değildir ama olması gereken, minimumda piyasaya sunulan işlerin, mal ve hizmetin sınıflandırılmasıdır. Bu ancak sektör temsilcilerinin bir araya gelmesiyle olur. TÜYAK olarak sektörü zaten bilgilendiriyoruz ama yetmiyor, daha fazla bilgilendirmeliyiz. Toplumda bir şeylerin değişmesi için her birey kendi ölçüsünde cesaretli olmalıdır. Aklı, fikri ve mantığı olan, kabiliyetli olduğuna inanan insanların toplumun bütününü kucaklayacak şekilde yanlışların üzerine gidebilme yaklaşımında bulunması lazım. Sadece iyiler değil, kötüler de bizim. Onları da iyi noktaya taşıyabilmek için bilenlerin, fikri olanların çaba gösterip elini taşın altına koyması gerekiyor.
 
Bugün için Türkiye’de yangın güvenliği; yarına göre kötü, düne göre daha iyi durumda
 
Hiçbir şey mükemmel değildir, olamaz da. Asıl önemli olan, mükemmel olabilmek için yürünen o yoldur. Güvenlik ihtiyacı konusunda da bizim için önemli olan şey; sistemlerin mükemmel olabilmesi için sarf ettiğimiz çabadır. Güvenliğin hiçbir zaman kusursuz bir seviyede olması beklenemez. Çünkü hayat değiştikçe ihtiyaçlarımız da değişir ve ihtiyaçlar değiştikçe güvenlik taleplerimiz, uygulamalar, projeler, ürünler, kısaca teknoloji değişir. Hep “bir sonrası” vardır. Dolayısıyla güvenlik dahil hiçbir konunun mükemmele ermesi gibi bir şey söz konusu değil. Bütün dünyada da bu böyledir. Türkiye’de yapılanlar ve vardığımız nokta, dünyanın çok da gerisinde değildir. Yangından korunma sistemleri de bir güvenlik ihtiyacıdır ama ekonomik olanaklarla paralel ele alınmalıdır. Örneğin ilk otomobilimi aldığımda bir başka marka otomobilin; benim aldığım marka ve modelden daha güvenli olduğunu biliyordum. Ama bütçem, ancak seçtiğim otomobil için yeterliydi. Yangınla mücadelenin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Bu konuda kötü olduğumuzu söyleyemeyiz, mükemmel olduğumuzu da söyleyemeyiz. Daha iyiyi yapmak için çaba göstermeye devam ediyoruz. Pek çok dünya ülkesine göre çok iyi durumdayız, bazı dünya ülkelerine göre de eksiklerimiz var. Bu eksiklerimizin bir kısmı bizim ekonomik durumumuzla bağdaşıyor. En doğrusunu bilmemize rağmen, ekonomik durumumuz neyi karşılıyorsa onu yapıyor ve riski üstleniyoruz.
Temel olarak baktığımız zaman olumsuz konuşmayacağım. Ama daha yapacak çok işimiz olduğunu söylemeliyim. Daha çok çaba göstermeli, daha fazla kural koymalı, yangından korunma sistemleri konusunda bilgi sahibi insanları artırmalı, mühendis ve mimar arkadaşlarımızın farkındalığını yukarılara taşımalı, Türkçe yayın sayısını artırmalıyız. Mevzuat olarak baktığımızda ise çok temel bir eksikliğimizin olduğu söylenemez. Bilindiği gibi yönetmelikler, herkesin özel durumuna cevap verecek şekilde hazırlanmaz, geneli ihtiva eder. O yönetmelikleri okuyup, bir anlam çıkartıp bunu bir projeye yansıtabilme becerisi, o sektördeki temel yaklaşımların ne ölçüde bilindiğiyle alakalıdır. Bilgimizi sempozyumlar, seminerler, eğitimler ve teknik dergiler sayesinde paylaşma imkânı elde ediyoruz. Mevzuat olarak eksiğimiz yok, ancak mevzuatla işler çözülmez, daha iyi olabilmek adına bilgilendirme çalışmalarına devam ediyoruz ve edeceğiz. Yarına göre kötüyüz, düne göre daha iyi durumdayız.
 
Bilgi ve tecrübelerimizi anlattıkça insanların yaklaşımları da değişecek
 
Mevzuatla işler çözülmez. Çünkü maalesef uygulamada eksikliklerimiz, özellikle endüstri tarafında sıkıntılarımız var. Geçen günlerde endüstriyel tesislerde çatı kaplamalarıyla ilgili, bize bir soru yöneltildi. Bilindiği gibi endüstride çatı kaplamaları genellikle panel sacdan yapılır. Panel sac da, taşyünü ve poliüretan izolasyonlu olmak üzere iki şekilde üretilir. Poliüretanın yangın karşısındaki performansı ve dayanımı bellidir. 300 küsur ˚C’ye çıktığı zaman eriyik hale gelir ve akmaya başlar, ilk önce bağlantı noktalarındaki vidaların contalarını eritir, sonra o eriyik sıvı deliklerden damlar ve yangının büyümesine sebep olur. Bunun gibi yüzlerce örnek var. Açılışına bir ay kala Konya’da bir et tesisi bu yüzden yandı. Ben olsam taşyünü izolasyonlu sac panel kullanırım, poliüretan izolasyonlu sac panel kullanmam dedim ve soruya da bu örneği vererek cevap verdim. Taşyünü poliüretana göre biraz daha pahalı, ancak konu güvenlik ve bu bir yaklaşım meselesi. Risk hasıl olduğunda poliüretan izolasyonlu panelin nelere sebebiyet vereceğini çok iyi bildiğim ve gördüğüm için konuyu hiç bilmeyen bir kişiden daha fazla korkuyorum. Soruyu soran kişinin seçimini bilmiyorum ancak biz bilgi ve tecrübelerimizi aktardıkça bu konuda insanların yaklaşımlarının da değişeceğine inanıyorum.
 
Türkiye maalesef fiyat odaklı bir pazar haline geldi
 
Türkiye maalesef fiyat odaklı bir pazar haline geldiğinden bu yana, yoğun miktarda Çin’den ve Hindistan’dan herhangi bir standarda teknik olarak uymayan, ucuz, kalitesiz, sistem ömrü amacına hizmet etmeyen ürünlerle dolmuş vaziyette. Binalar, içinde ne olduğu belli olmayan, kaynağı bilinmeyen sistemlerle donatılıyor. Sadece fiyat odaklı alışveriş yapanlar, agresif yaklaşımlar yüzünden bu ülkede riskli yapılar baş gösteriyor, kazalar oluyor ve insanların canına ve malına zarar geliyor.
 
Türkiye’de yangın alanında sigortacılık, olması gereken noktada değil
 
Endüstride özellikle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yaptığı denetimlerde, iş sağlığı güvenliği ve sürdürülebilirlik açısından yangın önlemlerinin dikkate alınması yönünde öneriler geliyor. Ne yazık ki işin tekniğine, mühendisliğine uygunluk konusunda eksiklerimiz var. Türkiye’de ilk 500’e girmiş sanayi tesislerinin içinde hatalı uygulamaların olduğunu görebiliyoruz. Bunun yanında kimya sektöründe sigorta poliçesi alabilmek çok mümkün görünmüyor, bu zorluk halen devam ediyor. Çünkü kuralına uygun iş yapmaktan uzak duruluyor. Özellikle yanıcı-parlayıcı sıvılarla çalışılan, küçük ve orta ölçekli endüstriyel tesisler, sigorta firmaları tarafından sigortalanmıyor. Yangın mevzuatında bir madde vardır -gerçekten sağlıklı iş yapan tüm sigorta şirketlerini tenzih ederek konuşuyorum- bazı sigorta şirketleri bu maddeyi iptal ettirmek için uzun zaman uğraştı. Yangın mevzuatındaki o madde özetle şunu söyler: “Sigorta şirketleri yangına karşı sigorta ettirdikleri yapılarda bu yönetmeliğe göre gerekli önlemlerin alındığını tespit etmekle mükelleftir.” Bunun anlamı şudur; bir sigorta şirketi bir tesise yangın poliçesi satarsa, sonrasında da ‘Burada mevzuata göre x sistemi olması lazımmış, ama o sisteminiz uygun değil. Bu hasarın müsebbibi sensin’ yaklaşımında bulunamaz. Bazı sigorta şirketleri uzun zaman bunu değiştirmek için mücadele etti. Dolayısıyla çok riskli gördükleri veya önlem alınmayan bazı alanlarda, özellikle kimya sektöründe sigorta poliçesi üretme noktasında sıkıntı var. Bazı global sigorta şirketlerinin kendi mühendislik departmanları vardır. Yani kişi sigorta şirketinden bedelli bir mühendislik hizmeti alabilir. Türkiye’nin sigortacılık anlayışı, Türkiye’deki yangın sigorta pazarı, henüz bu noktada değil. Bazı sigorta şirketlerimizde bu konuda bilgi sahibi insanlar var, ancak sayıları az.
Siz istediğiniz kadar yönetmelik çıkartın, ki ben iddia ediyorum bizim yönetmeliğimizde teorik olarak bir eksiklik söz konusu değil, uygulamada sıkıntılar oluyor. Bazıları yönetmeliğin 2002’de çıktığını, 2007, 2009 ve 2015’te değiştiğini, eksiklik yoksa neden değiştiğini soruyor. Biz de, 1896 yılında yayımlanmış bir dokümanın şu an 2019 versiyonunu kullandığımızı söylüyoruz. 30 yıllık meslek hayatımda, yönetmelikte her yıl küçük küçük değişiklikler olurdu. Çünkü belirttiğim gibi, hayat ve dolayısıyla sektör dinamiktir, devingendir. Yönetmeliklerin yasal olarak, hiçbir ihtiyaç hasıl olmasa bile belirli aralıklarla elden geçirilmesi icap eder. Bu, o yönetmeliğin eksik veya yanlış olduğunu göstermez. Bundan 20 sene biz güneş panelleri veya rüzgâr türbinleriyle ilgili yangın riskinden bahsediyor muyduk? Çok yakın bir geçmişte bu konu hayatımıza girdi. Bilinen metotları uyguladık, bazılarından olumlu bazılarından olumsuz sonuçlar aldık. Bunları toparladık ve yeni yaklaşımlar belirleyerek yönetmeliğimizi güncelledik.
 
Bir tasarım yaptırılacaksa, tasarım yapacak kişinin o konuda yetkin olup olmadığı araştırılmalı.
 
Uygulamada ve endüstrideki eksiklerimizin yanında tasarım tarafında yetkinlik konusuna da değinmek isterim. Amerika’da profesyonel mühendislik diye bir kavram vardır, Türkiye’de de bu kavram kısmen de olsa mevcut. Kişi mezun olduktan sonra belli bir süre boyunca mezun olduğu alanda çalışmak zorundadır, sonrasında da sınava tabi tutulur ve o alanda profesyonel mühendis olarak tarif edilir. Profesyonel mühendis olarak tarif edildiği an itibarıyla da atmış olduğu imzanın bir sigorta değeri vardır. Bu; mesleki sorumluluk sigortasıdır. Türkiye’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 1999 Depremi’nden sonra, mekanik tasarım konusunda çalışan mühendislerimiz, yetkilendirilmeye çalışılmıştır. En az 12 yıl ilgili alanda çalışmış olmak ve bunu da çalışmalarıyla ispat etmek kaydıyla, bu kişi o alanda yetkin mühendis olarak tanınır. Bir tasarım yaptırılacaksa, tasarım yapacak kişinin o konuda yetkin olup olmadığı araştırılmalıdır. Ama hangi yetkinlik seviyesinde işe ihtiyaç varsa, buna göre araştırılmalı ve seçilmelidir. Nasıl ameliyat olacağımız doktoru seçerken, titizlikle davranıyoruz, araştırmalar yapıyoruz ve işinin ehli olanı seçiyorsak bu konuda da aynı titizlik gösterilmelidir. Bir projede sprinkler, su sisi, gazlı söndürme veya yangın ihbar sisteminin olması gerektiği belirtiliyorsa ve kişi bunu önemsemeyip o sistemleri doğru düzgün bir şekilde kurmuyorsa, ‘denetlemeyi geçsek yeter’ diye bakıyorsa, arkasında kablo olmayan, boru tesisatı olmayan sistemler ortaya çıkar. Karar verici kişi yönetmeliklere uygunluğu ve bu sistemlerin yaşamsal değerini önemsemezse yanlış, gerektiğinde işe yaramayan sistemler her zaman var olacaktır. Doğru işin yapılabilmesi için tasarımda her şeyin net bir şekilde yazılması, tasarımın tüm sorulara cevap verir nitelikte olması gerekiyor, ama hatalar tasarımlarda da karşımıza çıkıyor. Bundan yaklaşık 20 yıl önce sadece yangın tasarımı yapan ve yangın konusunda danışmanlık hizmeti veren firma sayısı ikiydi, şimdi ise elli olmuş durumda. Bu bir ilerleme tabii ki, ama daha kat edecek çok yolumuz var.
 
Doğru tasarım yeterli değil, uygulama ve işletme de doğru yapılmalı.
 
Bir işin düzgün yapılabilmesi için üç unsur var: Tasarım, uygulama ve işletme. Sistem doğru tasarlanmalı, o doğru tasarıma göre sahada doğru uygulanmalı, işletmeye alındıktan sonra da gereken düzeyde test ve denemeler yapılarak, işletme süresince sistemin sağlıklı kalması sağlanmalı. Bu üç unsurdan konumuz sadece tek başına tasarım değil. Bu üçünü de seçerken yetkinlik aramamız gerekiyor. Yetkin olup olmadığını da geçmiş işlerine bakarak anlayabiliriz. Yetkin olmakla beraber sorumluluk taşıyabilecek bir profili var mı? Bir tasarım ofisinin mesleki sorumluluk sigortasının olmaması düşünülemez. Hatalı bir tasarım yapar ve işe zarar verirse, kendisini nasıl koruyacak? Aynı şekilde imalat safhasında, imalatın tasarıma uygun olarak yapılıp yapılmamasıyla ilgili, yapılan her işin test edilmesi lazım. Kağıt üstünde tarif edilmiş her fonksiyonun sistem kurulduktan sonra denenmesi, usulüne uygun imalat yapılıp yapılmadığının, uygun malzeme kullanılıp kullanılmadığının kontrol edilmesi icap eder. Bir sistem kuruluyor ve diyelim ki bu, basınç veya enerji altında çalışan bir sistem. Mühendis olan ‘malzeme yorulması’ kavramını bilir. Örneğin bir üründe basınca dayanıklılık et kalınlığıyla alakalıdır. Döküm malzemelerde bu büyük önem arz eder. Binanın ömrü 30 yıl planlandıysa, malzeme ve ekipmanlar 30 yıl basınca dayanmalıdır. Türkiye için 30 diyorum, dünyada bu süre 100 yıla varıyor. İşte yorulma dediğimiz şey, o zaman ortaya çıkar. 10 yıl önce yapılmış mukavemet hesapları, sapma gösterebilir. İşletme süresince üç ayda bir, haftada bir, ayda bir, yılda bir, beş yılda bir veya on yılda bir yapılması gereken ne kadar kontrol varsa yapılmalıdır. Örneğin gazlı söndürme sisteminde kullanılan bütün basınçlı silindirler, minimum 10 yılda bir hidrostatik teste tabi tutulmalıdır. Bunun mevzuatta da yeri var. Sistem bakımları, işletme süresince sağlıklı yapılmıyor maalesef. Bunun sebebi de bilgi eksikliği. Son söz olarak TÜYAK’ın değerli yayın organı Yangın Mühendisliği Dergisine konuk edildiğim için teşekkür etmek isterim.
 

  • Haber dosyasını indirmek için tıklayınız.
    PDF

© 2019 - NORM TEKNİK A.Ş. - GİZLİLİK VE GÜVENLİK